Ana Sayfa | Resimler |  Makaleler |  Kitaplar  |  İletişim |

ERGENEKUN.COM

ÖNSÖZ

Hindistan’ın kapılarını teşkil eden Kabil, Lamican ve Süleyman Dağları geçitlerinden çeşitli zamanlarda Türk ve Afgan kabileleri Hindistan’a giderek Sind ye Pencap topraklarını kendilerine bir karargah yapmışlardır.

Kuzey Horasan, Toharistan, Taberistan, Buhara, Hive, Aral bölgesi, Sogd, Kaşgar, eski doğuda Roma tarihçilerinin haber verdikleri “Baktria” ve bugun Afganistan’ı teşkil eden Sicistan, Sind Kuzey-doğu Kabil, Süleyman Dağı, Pamir yaylasına ve güney-doğuda Hindistan’ın Pencap eyaletine eski zamanlardan beri Türk boyları gelerek, buralarda çeşitli defalar hakimiyet tesis etmişlerdir. Çinlilerin ve Mogolların tazyikiyle yeniden göç eden boylar, öncekileri yerlerinden atarak, bir sülale diğerinin yerine geçmiş ve bu şekilde asırlarca devam eden göçler dalgasının sonu alan Selçuklu göçünün dalgası Viyana surlarına kadar çarparak, yayılma son bulmuştur.

Mısır ve Hindistan eskiden beri istilaya maruz kalmış olup, bu iki coğrafi bölge daima fatihleri tarafından meydana getirilen hükümetlerin idareleri altında yaşamaya mahkûm kalmışlardır.

Hindistan’a, Türk seferlerinden dört asır önce, savaşçılıkta meşhur, fakat menşei ve ırki itibarıyla hangi kavime mensup oldukları tamamıyla anlaşılmamış alan, ancak Turanlı bir millet olması kuvvetli bir ihtimal olarak görülen Racputlar, Pencap’ta yerleşmişler ve orada bir devlet kurarak Arap istilasına kadar hakimiyetlerini sürdürmüşlerdir. Bu topraklar istilaya uğradıktan
sonra, Racputlar güney-doğuya doğru çekilerek zamanla eski Hint ahalisiyle karışarak, fakat çeşitli kabilelerin birleşmesiyle bir hükümet vücuda getirip reisleri arasından seçilmiş ve Rata unvanı altında babadan oğula intikal eden bir hükümdarlık sülalesinin idaresi altında ayrı yaşamaya devam etmişlerdir.

Racputlardan sonra, Eftalit Türklerinin bir kolu olan Akhunlar , kültürleriyle ve silahlarıyla Peqcap’a girmişler ve Malva , Multan ile Orta Hindistan kısmında yerleşerek bir hükümet kurmuşlar ve hudutlarını bir aralık Asfira Nehrine kadar genişletmeye muvaffak olmuşlardı. Yeni geldikleri yerde törelerini ve dillerini bu insanlara kabule zorladıkları gibi, onların da medeniyet ve dillerinden etkilenmiş oldukları şüphesizdir. Milattan sonra 448 senesinden 550 yılına kadar Hindular ile Hunlar arasında devam eden münasebet ve barış sebebiyle bir topluluktan diğerine adetleri ve dilleri intikal etmiştir. Görülüyor ki, çok eski devirlerden beri Hindistan’ın bu havalisinde Türklerin uzun müddet yaşamış ve binaenaleyh derin izler bırakmış olmaları ve bütün bu bölgelerde yaşayan bazı yerli toplulukların atalarının Türk oldukları şüphe bırakmamaktadır.

Toharistan, Fergane, Maveraünnehir, Sogd ve Hive havalisine kadar, ticaret merkezlerine gelip yerleşen eski İran ahalisinin Türklerle asırlarca devam eden teması neticesi olarak gitgide kendi dil ve adetlerini kaybedip, Türklere karışmış olmaları ihtimal dışında olmadığı gibi, devamlı kuzeyden güneye göç edip, İran’ın doğusundan itibaren Hint hudutlarına kadar yerleşen Türk kabileleri yerleştikleri yerlerde eski ahaliyi Türkleştirerek nüfuzlarına sokmaları göz önüne alınacak olursa, Türk medeniyetinin İran toprağında da aranılmasını icap ettirir.

Türk Milletinin göçü, tarihin hafızasındaki en muazzam, eski ve yeni dünya üzerinde derin izler bırakmış olaylardandır. Kavimlerin göçü birbirinin aksi olarak iki netice göze çarpmaktadır: Biri, medeniyet yolunda şevket ve kudrette yüksek bir mertebeye vasıl olmuş bir milletin, kuruluş durumunda bulunan bir kavim ile teması meydana geldiğinde ya o kavimi Romalıların ve Çinlilerin yapmış olduklar gibi medeniyetleri içine almışlar veyahut da Amerika, Avustralya ve Afrika’da görüldüğü üzere sömürge siyaseti takip etmişlerdir. Bu iki ayrı yolda yürüyen milletlerin birbirleriyle karışması medeni kavmin maddi kuvvetine zarar getirdiği bir zamana rastladıysa, ilmi seviyesi yüksek olan millet
büyük maddi kuvvet karşısında mağlup olmuş, fakat tarihi ilkelere göre, medeniyet icaplarıyla ve manevi kuvvetinin yüksek bulunması sebebiyle yalnız maddi gücüne dayanan galip devleti geçici olarak tesiri altına almaya muvaffak olmuştur. Eski Türk kavimleri ve hükümdarları da bu düstura göre ele geçirdikleri topraklarda önlerine çıkan engelleri ve kuvvetleri yıkmışlar, fakat bazen da kendilerinden daha ileri gördükleri düşmanlarının dilini ve adetlerini derhal almışlardır.

M.S. 425 yılına kadar Kabil’de çeşitli topluluklar üzerinde hüküm sürüp,
Büyük Kuşanlıların yerine geçip ve 557 yılına değin devam eden Eftalit Türkleri ile meskûn Sogd, Pamir ve Sicistan’a kadar uzanan topraklardan itibaren, doğuda Hindistan hudutlarına doğru genişleyen arazide Peştu namıyla Turanlı bir kavim yerleşmiş olduğu gibi, Herat’ın güneyinden itibaren kuzey-doğuda Gazne ve Lamican havalisiyle, güneyde Sicistan, doğuda Süleyman Dağları vadileri arasındaki sarp ve engebeli arazide Eftalitlere halef olan ve Arap müverrihlerinin Kabil Türkleri diye söyledikleri, hiçbir zaman itaat altına alamadıkları Guriler ikamet ediyorlardı ve başlıca şehirleri Firuzpur idi. Roma tarihlerinde Peştular Pakti adıyla görünmekteler ve isimlerini birinci asırdan itibaren işitmekteyiz. Bunlar sonraları kendilerini Peştu diye adlandırmışlardır.

İşte Peştular ile Gurların birleşiminden ve bunlara sonradan kuzeyden göç eden Türk ve Mogol milletlerinin karışmasından meydana gelen kavime Afgan adı verilmiştir.

Çeşitli Türk boylarının 1. yüzyı1dan 6. asra kadar anılan havalide geçirmiş olduğu tarihi safhalar ile ikinci ve daha yıkıcı bir göçün başı olan Cengiz Han’ın Asya’nın değişik topluluklarını perişan etmesinden doğan durumun incelenmesi konumuz dışındadır. Bu konuyu üstadlarına terk ile burada bir tecrübe kazanmak maksadıyla yalnız 7. yüzyılın başından 10. asrın ortalarına kadar Hindistan’da derin izler bırakmış olan Türk ve Afgan hükümdarlarının tarihlerini genel bir bakışla tespite çalışacağız. Bu tarihi araştırma Hindistan’daki mevcut İslam hakimiyetinin tamamını ihtiva etmeyip, yalnız Delhi sultanları söz konusu olacaktır. İnceleme sırasında başvurulan eserler aşağıda verilmiştir:

Lanepoole, S.       Mohammedan Dynasties, Westminster 1893
Coins of the Sultans of Delhi
Rapso                           Indian Coins
Thomaos, E.        Coins Mohammedan States of Pathan-Gazni-Kabul Indo Parthian Sultans
E. Drouin             Type Monetaire Sassanides
Monnaies lndo Sassanide
Muller,A.             Der Islam im Morgen-und Abendlande, Berlin 1885-1887
Weil, G.               Gesehiehte der Chalifen,Mannheim, 1846-1851
de Noer                Shah Akbar der Grosse
Sachau, E.            Al Biruni-Choronlogie-orientalischer Völker, Leipzig 1876
Maj. Ravertys      Tabakat-i Nasıri.
Blanc                   Archeologie Sino-Bactrienne
Thalboys Wheeler         The Historya of India From the EarliestAges
Thomas, E.          The Chronicles of the Pathan Kings of Delhi, London 1871
Defremery            Histoire des Sultans Gourides
Fergusson            History of Indian and Eastern Architecture
Lassen                 Indische Althermtums-Kunde
Beladsori             Liber Expugnationibus, edt.Goeje
Paver de Courteille Memoires de Baber
Erdmann, G.        Temudschein der Unerscnütterliche, Leipzig 1862.
İbn el Athir                   el-Kamil fi’t-tarih. Neşr. C.J.Tornberg, Leiden 1851-1876.
G. Le Bon            Histoire de la Civilisation des Indes

 

 

İÇİNDEKİLER

 

KİTABIN YAZARI HAKKINDA…………………………………………..1-2
HİNDİSTAN’IN ARAPLAR TARAFINDAN İSTİLASI………………….2-5
GURİLER DEVRİ……………….…………………………………………..6-8
KUDBEDDİN AYBEK…..…………………………………………………9-11
ŞEMSEDDİN İL-TUTMUŞ…………………………...………………….12-19
İL-TUTMUŞ’UN YERİNE GEÇENLER VE HALAÇLAR SÜLALESİ…...………20-23
TUGLUKLAR DEVRİ……………………………………………..……..24-29
SEYYİDLER………………………………………………………...…….30-31
AFGANİSTANLILARIN BAŞA GEÇMESİ…………………………….32-36
BABUR ŞAH……………………………………….………………………37-43
BABUR ŞAH VE RATANSİNG………………………………………….44-48
EKLER………………………………………………...…………………...49-55
BİBLİYOGRAFYA…………………………………..……………………57-60
DİZİN………………………………………………………………………61-65


Baktria; Amuderya ve Sir Derya Nehirlerinin kaynaklandığı, Merv ve Herat bölgelerini de içine alan coğrafi bölgedir (S.G.).

Kabil, Sicistan, Belh veSogd havalisinde M.s. 425’te, yani Eftalitlerin tarihte ortaya çıkışlarına kadar hüküm süren “Büyük Kuşan”lıların mevcut sikkeleri, bu kavimin paralarının işlenişi veibareleri itibarıyla Hint medeniyetini kabul etmiş olduklarını gösterir. Nitekim, 4.ve 5. yüzyıllarda Kabil’de “Şahi” unvanıyla hüküm süren “Küçük Kuşan” hükümdarlarının da Şapor, Behram, Perviz nam veunvanıyla baslı paraları, bunları da 448’den 550 senesine değin Malva veMultan’da hakimiyet kuran Ak Hunlar yerinden etmişlerdir. Eftalit Türkleri 425 senesinde Kabil, Sicistan veSogd’ta çeşitli hükümetlere sahip bulunan Büyük Kuşanlıları yenip, 557 senesinde de Eftalitlerin yerine Gurlar geçmişlerdir.

Ak Hun,Eftalitler ve Avar meselesi hususunda bakınız, S.Gömeç, Kök Türk Tarihi, 2. baskı, Ankara 1999.

Malva, Hindistan’da bir tarihi bölgedir (Madhya Paradeş veRacasthan); güneyden ve doğudan Vindhya Dağları, kuzey-batıdan Aravalli Dağlarıyla sınırlıdır (S.G.).

Peştunlar Turanlı veya Türk asıllı değillerdir (S.G).

Guriler Türk değildir (SG).

Yukarıda eksik ye yanlış olarak yerilen bibliyografyanın bazı yerleri düzeltilmiştir. Ayrıca kitabın sonunda konuyla ilgili olarak geniş bir kaynakça verilecektir (S.G.).

 

  • YÜZDE YÜZ TÜRK OLDUĞUN GÜN CİHAN SENİNDİR